Ermeniler;
diğer devletlerle derin sapık
ilişkileri sonucu, ortaya iğrenç
iddialar atmışlardır. Yurdumuzun
egemenliğini hedef alan akıl
almaz suçlamalar bilinmelidir
ki sonunda tazminat ve toprak
istekleri, arkasındaki işbirlikçi
devletlerce de desteklenecektir.
Belki de sonu bilinmeyen bir
uçuruma Türkiye'yi sürükleyecektir.
Asırlardır aynı toprakta kardeşçe
birlikte yaşayan ama en zayıf
anında yaşadığı insanları arkadan
vuran Ermeniler kimdir.
Ermeniler
kimdir?
M.Ö Doğu Anadolu
bölgesine "Armanu"
yada "Armenia" denilmekteydi.
Öyle sanılıyor ki Ermeniler,
M.Ö. 8. yüzyılda vuku bulan
Trak göçleri neticesinde Anadolu'ya
gelmişler ve iki asır göçebe
bir hayat yasadıktan sonra,
Urartu Devletinin yıkılmasını
fırsat bilerek gelip onların
Armenia denilen topraklarına
yerleşmişlerdi. Ermeniler kendilerine
"Haiklar" derdi. Ermeniler
çok sonradan bu ismi kullanmışlardır.
Persler, hakimiyeti altında
bulunan bu bölgede yaşayanlara
"Armenia Bölgesinde oturanlar"
anlamına "Ermeniler"
ismini vermişti. Ermeni ismi
böyle oluşmuştur. Ermeniler
asırlarca bir devlet kurmaya
çalışmışlar, uzun sürede çok
da başarılı olamamışlar. İranlılar,
Romalılar, Bizanslılar, Sasaniler,
Araplar ve çeşitli Türk Beylikleri
olmak üzere pek çok ulusla savaşan
ve egemenliklerini yitiren Ermeniler,
her şeye rağmen dillerini ve
kültürlerini yaşatmayı becerebilmişlerdir.
Ermenilerin
Türk Yurdunda Yaşaması
Ermeniler, Karakoyunlular'dan
sonra Osmanlı hakimiyeti altına
girmiş barış ve güvenlik içinde
yıllarca yaşamıştır. Hatta Osmanlı
imparatorluğu döneminde devletin
üst kademelerinde kendilerine
birçok görevler verilmiştir.
Ancak, Tanzimat fermanı ile
birlikte özellikle İngilizlerin
ve Rusların destekleri ve kışkırtmalarıyla
teşkilatlanmaya ve isyanlar
çıkarmaya başladılar. Hınçak
ve Taşnak Örgütlerini kurdular.
Aslında çete olan bu örgütler,
Doğu Anadolu'daki masum sivil
halka akla hayale gelmedik işkence
ve zulüm yapmıştır. Bu çetelerin
amacı kendilerine göre "Büyük
Ermenistan"ı kurmaktı.
Arkalarında İngilizler vardı.
Hatta İngilizler, Doğu Anadolu'ya
pek çok ajan göndermiş, Türk
Ulusu ve Ermeni halkları arasında
hep ayrımcılık tohumları ekmişlerdir.
1.
Dünya savaşında dost!! Ermeniler
Dış güçlerin yardımıyla oluşturulan
Ermeni komiteler, memleketin
her yerinde kulüpler ve kitaplıklar
açmış, buralara devam eden kişilere
Ermeni Tarihi ve Ermeni büyükleri
hakkında bilgiler verilerek,
Ermeni milliyetçiliği aşılanmaya
çalışılmışlar. Utanmadan Türklüğe
ve Türklere karşı Ermeni halkında
nefret uyandıracak eserler yayınlamışlardır.
Ermeni Patrikhanesi, dini yükümlülüğünü
bir tarafa bırakıp, komitecilerin
karargahı haline gelmiştir.
Osmanlı Devleti´nin savaşa girmesiyle
Anadolu´nun çeşitli yerlerinde
gizli çalışmalar başlatıp savaşın
kızıştığı anda gizliliği bırakıp,
silahlı olarak karşımızda yer
almışlardır. Birinci Dünya Savaşı´nda
Osmanlı Devleti´nin savaştığı
Rusya ile işbirliği yaparak
taraf olan Ermeniler, gönüllü
birlikler ve Ermeni alayları
kurarak hem Rus ordusunda Osmanlı´ya
karşı savaşmışlar, hem de Fransız
ordusuna katılıp Fransız üniformasıyla
Anadolu´nun işgalini hazırlamışlardır.
Tehcir
Haklı olarak; Osmanlı Hükümeti
güvenliği sağlamak için yer
değiştirme kararı aldı ve Ermeniler
tehcir edildi. Sırtından vurulmamak
için Ermeni vatandaşları savaş
alanı dışına çıkaran hükümet
bu insanları geçici olarak yine
toprağı ve egemenlik alanı içinde
bulunan Suriye ve Irak bölgesine
nakletmiş, savaşın bitimiyle
de eski yerlerine tekrar dönmelerini
sağlamıştır. Ermeniler Doğu
Anadolu'daki çarpışmalarda ve
tehcir sırasında kayıplar vermiştir.
Nedeni içimizde yaşamalarına
rağmen bir anda bizi düşman
ilan etmelerindendir. Savaştaki
dönekliklerinden dolayı güvenlik
ortamı ve zapt edilmesi mümkün
olmayan şahsi kin ve öç alma
duyguları çerçevesinde, göç
ettirilen kafilelere bir takım
saldırılarda bulunulmuştur.
Ancak hükümet, bu durumu, elinden
geldiği kadar önlemeye çalışmış
ve sorumlu gördüğü saldırganlarla
görevlerinde ihmali görülen
muhafızları da en ağır şekilde
cezalandırmıştır. Diğer taraftan,
savaş günlerinin güç şartları;
araç, yakıt, gıda, ilaç ve diğer
imkânların yetersizliği, ağır
iklim şartları, bir takım salgın
hastalıkların meydana getirdiği
tahribat da kayıpların sayısın
artırmıştır. Cephelerde, 90.000
kişilik Osmanlı ordusu, soğuk
ve hastalıktan kırılmıştır.
Uzak bölgelerde, hatta başkent
İstanbul'da bile, feci sıkıntılar
çekilmiştir. Bu zor şartlardan,
en az Ermeniler kadar Türklerde
paylarını almışlardır.
Soykırım
İddiaları
Ermeni propaganda ve teröristlerinin
soykırım (jenosit) diye iddia
ettikleri olayın gerçek yüzü
bundan ibarettir. Kaldı ki,
göç ettirilme sırasında, Ermenilerin
kayıpları ile ilgili olarak
verilen rakamlar bile, birbirine
uymamaktadır. Örneğin ciddiyeti
ile tanınan Encylopedia Britannica,
1918 yılı baskısında, tehcir
sırasında ölen Ermeni sayısını
600.000 olarak yazmış iken,
bu miktar, 1968 yılı baskısında
1.500.000 olarak gösterilmiştir.
Ermeniler, tehcir sırasında
Osmanlı ordusunun yüz binlerce
Ermeni'ye soykırım uyguladığını
iddia etmektedirler. Halbuki,
gerçek bunun tamamen aksini
ortaya koymaktadır. Özellikle
Doğu Anadolu Bölgesinde yapılan
kazılarda çok sayıda toplu mezarlar
ortaya çıkarılmıştır ki, Müslüman
Türklere ait olan bu mezarlar,
Ermenilerin değil Türklerin
soykırıma uğradığının en açık
delillerindendir. O halde şunu
rahatlıkla söyleyebiliriz ki,
Sözde Ermeni soykırım iddialarının
gerçekle hiçbir ilgisi yoktur.
Soykırıma uğrayanlar Ermeniler
değil, Türkler olmuştur.
Soykırımın
ana şartı olan "Bir etnik
grubu kimliğinden ötürü yok
etmek" gibi bir düşünce
Osmanlı´da hakim olmuş olsaydı,
bu işe ilk önce Osmanlı meclisinden
başlar ve daha sonra ülkenin
önemli bankacı ve teknokrat
kesiminin hedef alırdı. Ayrıca
soykırım yapmak gibi bir düşüncesi
olan bir devlet bu insanların
göçüne izin vermezdi. Oldukları
yerde işlerini bitirirdi.
Tehcir sırasında olanlar, ihanete
uğramış ve en yakınlarını kaybetmiş
bir halkın buna neden olanlardan
acısını çıkarmasıydı. Almanların
yaptığı gibi soykırım olsaydı,
bu topraklardan bir adet bile
Ermeni sınırlar dışına çıkamaz
ve Cumhuriyet devrinde azınlık
vatandaş olarak bu topraklarda
yaşayamazlardı.
Cumhuriyet
Döneminde Ermeniler
1923'te Mustafa Kemal Atatürk'ün
kurduğu yeni Türkiye Cumhuriyetinde
Ermeniler resmen azınlık statüsüne
geçtiler. Kilise, okul, hastane,
yetimhane gibi Ermeni kurumlarının
bağlı olduğu tüm vakıflar, Vakıflar
Genel Müdürlüğü'nün denetimine
geçirildi. Ermeni cemaati Kurucu
Meclis'e olduğu gibi, daha sonraki
yıllarda bir süre T.B.M.M.'ye
de milletvekilleri gönderdi.
Bakınız
Mustafa Kemal Atatürk; 1 Mart
1922 - TBMM Üçüncü Toplanma
Yılı Açış Konuşmasında aynen
şunları demektedir. "Ermeni
meselesi denilen ve Ermeni milletinin
gerçek çıkarlarından ziyade
dünya kapitalistlerinin ekonomik
çıkarlarına göre halledilmek
istenen mesele, Kars Antlaşması'yla
en doğru çözüm şeklini buldu.
Asırlardan beri dostane yaşayan
iki çalışkan halkın dostluk
bağları memnuniyetle tekrar
kuruldu."
Tüm
bu iyi niyetlere rağmen; 1975
yılında ASALA gizli örgütü kuruldu.
"Ermenistan'ın Özgürlüğü
için Gizli Ermeni Ordusu"
anlamına gelir. (İngilizce:
"Armenian Secret Army for
the Liberation of Armenia")
tamlamasının kısaltmasıdır.
Bağımsız bir Ermenistan'ın kurulması
ve 1915 yılında gerçekleştiği
iddia edilen Ermeni soykırımının
kabul ettirilmesi için çalışmıştır.
Fransa ve Yunanistan Asala'nın
üsleri olmuştur. Bu terör örgütü
yıllarca değerli devlet adamları
ve düşünürleri öldürmüştür.
Sonuç
olarak;
Ermenilerden niçin özür dilenmemesi
aksine asıl sırttan vuranların
özür dilemesi gereğini sözde
bizim aydınlarımız anlamamış
olabilir. Ermeniler, 1960'lı
yıllarda öldürmeye başladıkları
Türk diplomatları ve geniş çevresi
için özür diliyorlar mı? Eğer
özür dilenecekse Ayşe Kulin'in
dediği gibi; "Ermeni vatandaşımız
Hırant Dink'in ailesi ve cemaatinden
olmalıdır. Öldürülen papazların
aileleri ve cemaatleri, töre
cinayetine kurban edilen yüzlerce
genç kadın, okuma hakkı ellerinden
alınan on binlerce kız çocuğu,
Sivas'da yakılan aydınlar, bir
türlü ibadet haklarına kavuşamayan
Aleviler, dillerini hâlâ serbestçe
kullanamayan, kültürel haklarına
sahip olamayan Kürtler, yerlerinden
edilmiş Süryaniler, ayırımcılığa
uğramış on binlerce vatandaşım,
düşünce suçundan yıllarca hapis
yatmış yazarım, çizerim, düşünürüm
var. Bu yukarda saydığım suçların
hepsi benim yaşam sürecimde
işlendiği için, hepsinden ben
de sorumluyum. Bu suçları işleyen
ya da bu işleri düzeltemeyen
hükümetlere benim yaşamım boyunca
oy verildi. Vebali boynumdadır.
Yukarda saydıklarımdan ve aceleden
yazmayı unuttuğum daha nice
suçtan sorumluyum. Utanç içindeyim.
Huzurlarında yerlere kapanarak
özür diliyorum."
Özellikle
Gaziantepliler atalarından Ermenilerin
savaşta neler yaptığını dinleyerek
büyümüşlerdir. Ermenilerin Antep
Savaşında yaptığı ihanet belgeleriyle
sabitlenmiştir. Savaş sonrası
ihanet içinde olanlarla birlikte
yaşanabilir miydi? O günden
bugüne Ermeniler ile Türk Halkının
arasını açanlar, kendi çıkarları
için bugün de boş durmayacaktır.
Soykırımı kabul ettirerek isteklerine
yavaş yavaş ulaşacaklardır.
Onların bu tuzağına düşmemek
gerek. İçimizdeki bazı "Aydınlar!"
özür dilemek erdemliliğini göstererek
onların ekmeklerine yağ sürmekte
ve yakın zamanda ödenmesi istenecek
tazminatlara ve toprak parçalarına
zemin hazırlamaktadırlar.
Yukarda yazdıklarımı genişletebilirim.
Veya siz istediğiniz gibi değiştirebilirsiniz..
Bu Sayfa Benim özel diyeceklerim..
Uygun görülürse… sayfaya konabilir.
Uzun
Çarşıda bir hanımız vardı. Yüzükçü
Hanı.. O tarihlerde köylüler
ürünlerini şehre hayvanlarla
getirirlerdi. Sebze Hali Et
Halinin arkasındaydı. Getirdikleri,
sebze, yoğurt yağ, zeytin gibi
ürünlerini orada ve Kale Altındaki
pazara indirir, hayvanlarını
bizim hana getirir, bırakırlardı.
Şimdiki araba parkı gibi bir
düzendi yani. Alış verişe gider,
işleri bittiğinde de gelip hayvanlarını
alarak köylerine dönerlerdi.
Babam o hanın işletmeciliğini
iki kişiye vermişti. Reşit Başkülekçi
ve Ali Arpacı. Ali Arpacı'ya
herkes Ali Ağa derdi. Ben de
öyle derdim tabii.. Ayrı bir
havası ve engin bir hoş görüsü
vardı. Zaman zaman bana hayat
hikayesini anlatırdı:
"Doğum
tarihimi tam bilemiyorum. 1900
sıraları olsa gerek. Ben aslında
Ağrılıyım. Ağrının Elaşkit kasabasına
bağlı Müsürkân köyündenim. Çok
net hatırlıyorum; Ermeni çeteleri
sürekli o yörenin yerleşim merkezlerini
basar, ganimet toplar ve en
ufak karşı koymada gözlerini
kırpmadan bizleri öldürürlerdi.
Sonunda öyle bir hale geldi
ki bir köyden bir köye gidemez
olduk. Hiç huzurumuz ve güvenliğimiz
kalmamıştı. Kars, Ağrı, Van,
Erzurum yöre halkı Ermenilerce
katledilmekteydiler. Hep bunları
duyuyor kendi vatanımızda yaşayamama
korkusuyla günleri geçiriyorduk.
İşte bir gün kalabalık bir Ermeni
çetesi köyü bastı ve kadın çocuk
demeden herkesi öldürmeye başladı.
Ben korkumdan divan gibi bir
şeyin altına saklandım. Bir
ara aile büyüklerimden biri
beni gördü ve yanına alarak
köyden ayrılan kafileye katıldık.
Anam ve babam artık yoktu.
Kime sığınacağımızı bilemiyorduk.
Ermenilerce herkesin yakınları
öldürülmüştü. Komşu büyükleri
falan bizi gözetiyordu. Kafile
güneye doğru göçe başladı. Çok
az hayvan vardı. Geri kalan
yayan olarak yürüyorduk. Dağlar,
geçit vermez tepeler ve soğuk
zaten kafiledekilerin yarısını
yolda öldürmüştü. Sonunda Siverek'e
geldik. Orada yerleşmeye karar
verdik. Üç sene sonra daha büyük
yere gitmek ihtiyacı oluştu.
Adıyaman'a geldik. Birkaç sene
sonra ben Gaziantep'e geldim.
Bir süre iş ararken babanla
tanıştım. Beni sevmiş olacak
ki hanın işletmeciliğini bana
verdi." Rahmetli Ali Arpacı'nın
anlattıklarından aklımda kalanlar
bunlar. O soykırımı yaşayan
canlı bir tanık idi.
Ya
Antep Savaşı.. Adil Dai'nin
bir ömür verip yazdıkları..
Yüz yıllardır komşumuz diye,
bizden diye sevgiyi paylaştığımız
Ermenilerin işgalcilerle birlikte
olup yüzlerce Antepli'nin öldürülmesine
neden olması…
İşgalcilerin,
büyük Lider ATA'nın komutasında
yurttan atılmasından sonra bu
arkadan vuranların tehcirinde
eziyet edilmiş bir kısmı öldürülmüş
olabilir. Çiçeklerle mi gönderilecekti..
Rahmetli Ali Arpacı'nın anlattıkları
ve savaşta yaşanılanlar. Tüm
bunlardan sonra kimin kimden
özür dilemesi gerek? Ben ancak
bu uğurda şehit olanların aziz
ruhlarından, halâ bunları tartıştığımız
için özür dilerim. Haa… Ermeniler
Türklere yaptığı ihaneti açıklar
ve düşmanla işbirliğini itiraf
ederek bizden özür dilerlerse
biz de tehcir sırasında canı
yanan Türklerin Ermenileri öldürdüğü
için özür dileyebiliriz..