Gaziantep Kulübü Logosu

“Üç Büyük Uygarlığın Yarattığı Şehir ; Gaziantep” konulu AHMET ÜMİT Söyleşisi

 “Üç Büyük Uygarlığın Yarattığı Şehir ; Gaziantep”  konulu AHMET ÜMİT Söyleşisi

Gaziantep Kulübü'nün Tuğcan Otel'de düzenlendiği 'Üç Büyük Uygarlığın Yarattığı Şehir Gaziantep' konulu söyleşide kulüp üyeleri ve Gaziantep’li edebiyat severler ile buluştu. Yoğun katılımın olduğu toplantının açılışında konuşan yönetim kurulu üyemiz Tarık Aytekin, Ahmet Ümit'in özgeçmişini ve  Gaziantep’i tasvir ettiği bir yazısından küçük bölümü okudu.

Kulüp başkanımız Necati Binici , yaptığı konuşmada Gaziantep Kulübü'nün kuruluş öyküsünü anlattığı konuşmasında , “Gaziantep bize çok şey veriyor ama biz Gaziantep'e ne veriyoruz? Gaziantep'te bir fikrimiz, düşüncemiz olsun” düşüncesiyle kurulan kulübün, bugün kentin siyasi kültürel sosyal konularında yalnızca görüş beyan etmekle kalmayıp, fikir ürettiğini” belirtti.

Alkışlar arasında konuşmasına başlayan Ahmet Ümit, annesinin yazarlığında çok büyük etkisi olduğunu anlattı. Ahmet Ümit, "Annem terziydi, evimize gelen çırak kızlara romanlar, hikayeler anlatırdı. Benim yazarlık yeteneğim varsa elbette annemden almışımdır" dedi.

'Bu şehir, bu şehirde yaşayan her insanı evrensel insan yapıyor' diyen Ahmet Ümit, "Bir Amerika, bir Fransız bir Mısırlı bu şansa sahip değil. Mısır'ın bile bir tek uygarlığı var. Ama bu şehre baktığımızda yeryüzündeki bütün medeniyetlerin kodları bu şehirde. Hititler, Karkamış, Yesemek'teler. Hititlerin ikinci başkenti Karkamış. Hititler o zamanın Amerikası, ikinci devlet ise Mısırlılar. O zaman dünyanın merkezi burası. Hititler olmasaydı Roma imparatorluğu olmazdı. Roma imparatorluğu olmasaydı Osmanlı imparatorluğu olmazdı. Bütün bu uygarlıklar bu şehirde yaşadılar, bu şehri biçimlendirdiler, bu şehir her zaman çok kültürlüydü, çok dilliydi, çok dinliydi" dedi.

Saçma sapan bir tarih anlayışımız olduğunu, tarih kitaplarının 1071'de Alparslan'ın Malazgirt'i almasıyla başladığını anlatan Ahmet Ümit şöyle konuştu:"Bin yıl önceden bahsediyorlar. Dülükbaba'da Çetintepe adında bir mağara var. Orada 200 bin yıl önce yaşıyorlardı. Niye ben tarihi bin yıl önce başlatayım? Bu topraklar diyorki bize, 'ey gafil, ey cahil, ben sana 200 odalı şato, konak veriyorum', sen diyorsunki, 'ben almam bana bir tane yeter' diyorsun. Normalde alırız, talan ederiz ama cahil olduğu için bunun zenginlik olduğunun farkında değil. Bu ülke sadece turizmde inanılmaz zengin olabiir. Ama önce kafayı değiştirmek gerekiyor."

Hala kul kültürü içinde olduğumuzu,birey ve vatandaş olamadığımızı öne süren Ahmet Ümit, konuşmasını şöyle sürdürdü:"Bunlar büyük uyganlıklardı ama bize bir zarar verdiler. Hitit kralları ölünce tanrı olacaklarına inanıyorlardı. Onların yerine Romalılar geldi. Sezar da ölünce tanrı olacağına inanıyordu, sonra Osmanlılar geldi. Padişahlar kendilerini Allah'ın yeryüzündeki gölgesi olarak tanımlıyorlardı. Bütün bunların anlamı şuydu bizim sözümüz kutsaldır, yani siz kulsunuz diyorlardı. Fransız ihtilali bunu ortadan kaldırdı. Biz kul değiliz bireyiz, vatandaşız ve yurttaşız dedi, bunu ittihat ve terakki örnek aldı, ancak bunu, gerçekleştiremediler. Bunu kim gerçekleştirdi Mustafa Kemal. Vatandaş, yurttaş vardır kul yoktur dedi. Dedi ama oldu mu, olmadı. Herkes Mustafa Kemal'i Padişah olarak algıladı. Atatürk kul olan bir milletten bir vatandaş ve özgür birey millet yaratmaya çalıştı olmadı. İsmet İnönü, Menderes, Demirel, Özal geldi. Tayyip Erdoğan o zaten kendini öyle hissediyor. Kul kültürünü kıramadık, birey vatandaş olamadık. Hayır diyemiyoruz, çünkü hala bizi yöneten adamların kutsal olduğuna inanıyoruz."

Erkek egemen bir toplum olduğumuzu,oysa kadın ve erkeğin eşit olduğuna değinen Ahmet Ümit, "Çatal höyük, 6 bin yıl önce burada erkek tanrı yoktu, kadınlar herşeyi idare ediyordu, sonra erkekler işi ele geçirdik ve çuvalladık. Mutsuzluğumuzun altında biraz bu var. Ama tarihi anlasaydık, tarihi doğru yorumlayabilseydik herşey farklı olacaktı. Şehrini bilmeyenler kendini bilmezler. Bu şehrin katledilmesine ortadan kaldırılmasına tarihinin silinmesine, doğasının yok edilmesine karşı çıkmak zorundasınız. Komşunuza sahip çıkmak zorundasınız. Demokrasi evde başlar, sokakta sürer, şehirde filizlenir, ülke çapında yetişir, dünya çapında kendini ifade eder. Biz demokrasiyi evlerde kaybettik. Bu gün can çekişen demokrasimizi tekrar canlandırma uğraşı içerisindeyiz. Allah'tan ölmüyor filizleniyor, büyükşehirlerde ben buradayım kimsenin emrini dinlemem, tek başımayım, ama dövüşürüm diyor. Tıpkı Gaziantep'in 11 ay boyunca teslim olmayışı gibi. Tarihi yanlış anlarsanız demokrasiyi de yanlış anlarsınız" dedi.

Ülkenin bugünkü durumunu umutsuz görüp görmediğiyle ilgili bir soruya Ahmet Ümit şöyle cevap verdi:"Hayatı, yaşamı şehir yaşamını gelişmeyi asla devlete bırakmamak lazım. Sivil toplum örgütleri hayatın içerisinde ne kadar çok yeralırlarsa devletin gücü ne kadar azalırsa, o ülke o kadar gelişir. Devletin hissedilmediği, polislerin az olduğu yerler en medeni yerlerdir. İsveç'e giderseniz polisi sokakta göremezsiniz. O yüzden devletin gücünü azaltmak için bu baskıyla olabilecek bir şey değil sivil toplum örgütlerine ve bireylere çok roller düşer. Biz hayatta öyle roller almalıyızki, devletin alanı azalmalı, daralmalı. O zaman insanları size kömür vereyim, peynir vereyim diye kandıramazsınız. Bugünkü durumu umutsuz görmüyorum. Bugünkü durum çok umut verici. Büyük değişimler büyükşehirlerde başlar. Büyükşehirleri kazananlar kazanırlar, büyükşehirleri kaybedenler kaybederler. Yeni bir Türkiye geliyor."

 

Söyleşinin sonunda Kulüp başkanımız Necati Binici , Ahmet Ümit’e , son romanı “Elveda Güzel Vatanım”  kitabı içerisine yerleştirilmiş bir çiçek ile teşekkür etti.